Öncelikle yazılarıma yaptığınız geri dönüşler için teşekkür etmek istiyorum. Bu geri dönüşlerin verdiği enerji ile yazmak çak daha da keyifli. Sizden aldığım bu enerji ile yaşamınıza ben de bir güzellik sunmak islerim. Plastik sanatların heybetli, mermer gibi soğuk görünüşüyle algılanan, özündeki sıcacık duygularla hayata geçen heykel sanatını yazmak istedim. Heykelin plastik güzelliği, bütün duyulanınızı sarar.
Heykelden alınan estetik hazzı sözlüklerle ifade edebilmek çok güçtür. Heykel, görme ve dokunma duyumuzu uyandırır. Konusu ne olursa olsun, hareketin tek bir anını somuta geçiren güzel bir sanattır. Metal, çamur, mermer, taş malzemesi ne olursa olsun, sanatçının ne denli içsel duygularını taşırsa etkinlik gücü de o denli üst düzeyde olur. Sanatçı, bütün yaşamının tutkularını, özlemlerini ve bilinçaltında kalmış duygularını matematiksel hesaplarla gerçek bir temele oturtur. Onca ağırlıktaki kütleyi ayakta tutmak için gerçeklik; o kota, ağır malzemeleri birleştirip saten kıvrımlarını, bedene de taşıdığı duyguyu vermek için de üstün duygusallık gerekmektedir. Gerçek ve anlam bir bütün içerisindedir Gerçek, görünenin güzelliğinde; anlamı ise, heykelin ifadesindedir.
İfadedeki anlam, sanatçının kullandığı malzemeyle mücadelesinden, sadece güzele ulaşma çabasındaki duygularıyla mücadelesiyle güçlenir. Mücadelenin getirdiği denge, doluluktan ve boşluktan görmeye dayalıdır. Heykel her yönden izlenebilir ve her yönden aynı ölçüde ilgi çekici olabilir. Heykeli yapan sanatçının duygulanın izlemeyi de buna dahil edebiliriz.
Sanatçı, heykeline başlarken: yalnızca gözleri, elleri ve objesi vardır. Eserine: hayaline, aşkına ulaşma çabası ile çalıştığı malzeme ve ulaşamama duygusu ile mücadele ederek geçen sancılı. bir o kadar da keyifli bir duygu süreci yaşar dersek abartmış olmayız. Objeye gözleriyle dokunarak, içine onun nefesini çekerek, ellerindeki malzemeyle onu tekrar yaratır.Yaratabilmek için; onun gibi düşünüp, onun gibi hissettim” der, Rodin. Objeyi düşünceleri ile çözer ama, onun somut gerçekliğe elinizde ki malzemeyle ulaştırır. Ellerinin dokunarak verdiği bu gerçeklik, sanatçı için risktir. Zihinsel bir hazdır. Sanatçının seçtiği materyalle de sanatçıyı değerlendirebiliriz. Seçtiği metaryeli işlerken incelikli, öyle hassas, öylesine duyarlı olarak yaptığı hareketlerinin hiçbirinin tekrarı yoktur. Fazladan yapılacak ufacık dengesiz bir hamleyle, giden bir parçayı yerine koyamaz, bütün her şey bir anda yok olabilir. Heykeltıraş bunun bilincinde hareket eder. Zarar vermeden eserini O kütlenin içinden çıkartır. Bu süreç onun ne kadar tutkulu, ne kadar sadık, ne kadar da sabırlı olduğunun €n estetik göstergesidir. Hindeki maddenin estetik objeye dönme sürecinde: heykeltıraş elindeki maddeye ruhunu verir, önce kendisi inanır. Bu inanç ve tutkuyla çalışır, çalışır, çalışır.
Zaman mefhumunu yitirir. Yaşadığı dönemi unutur. Onu etkileyen düşünceleri de unutur. Her şey flu görünür ve hissedilir. Yalnızca eserinin onu etkilemesi süreci yaşanır. Kendi eserinden etkilendiği sürece, doğruluğundan emindir. Ona hemen ulaşamaz. Bazen yıllarca emek verir, emek verdikçe somuta dönen hayallerine dokundukça; daha da sabırla, bütün ruhuyla sezdiği her şeyi heykeline katar.
Coşku ve tutku ile bitirdiği, yaparken verdiği emek kadar bağlandığı heykele uzaktan bakıp, onun bir heykel olduğunu fark etmek hüzünlüdür ama olsun, o heykeli yaparken; objeyi çözerken, onu da kendine katmış olmakla avunup, rahatlar. Yunan mitolojisindeki Pygmalion’un öyküsü de bu gerçeği sembolize eden çok etkileyici bir mittir. İnsanın kendine ve kendi eserine aşkını anlatan ve aşkın taşı canlandıracak kadar yüce olduğunu gösteren bir mitostur. Heykeltıraş olan Pygmalion Tınıdığı her kadında bir kusur bulur, fiziksel aşka inanmazmış. Bir gün içten gelen bir dürtü ile mi yoksa tanrıların isteği üzeremidir bilinmez, kusursuz bir kadın heykeli yapmağa girişir. Defalarca hünerli parmakları ile en mükemmel şekle getirmek için uğraşır heykelle. Sonunda bitirmiştir. Galateia adını verir ona. Bakanlar canlı sanırlar, oda sevmektedir bu fildişi parçasını ve gün geçtikçe daha da bağlanır ama bilir ki sevgisi cansız bir varlık içindir.
Aphrodile tapınağına gider ve karşısına Galateia gibi bir kız çıkarması için yalvarır tanrıya. Sonra evine döner. Bir öpücük kondurur dudaklarına Galateia’nın şaşırır, cansız değildir artık ılık bir karşılık gelir, öptükçe de canlanmaya başlar heykel, sonunda dileği gerçekleşmiştir Pygmalionun. Aşkına karşılık bulmuş ve sevdiğine kavuşmuştur.
Sanat dallarından heykele bakarken, güzellikleri paylaşmak, hayal gücünüze semboller katabilmiş olmayı dilerim.